Ahmet DÜNDAR (Tango
Eğitmeni, Yüksek Dağ Kayak Rehberi)
GÜLBİN GÜRDAL DÜNDAR
(Akademisyen, Performans Koçu, Yoga Eğitmeni)
Tango, Buenos Aires (Bs As) li midir? Bu tartışma halen güncel ve araştırmaya değer. Tango’nun en tipik ve simgesel enstrümanı bandoneon’nun Almanya’da icat edildikten sonra muhtemelen Avrupa’dan Arjantin’e göç eden insanlar tarafından getirildiğini düşündüğümüzde, bu kıtaya gelen tüm göçmenlerin Arjantin müziğine, sözlerine ve dansına etkilerini yadsımaktan çok, etkilerin kökensel izlerini sürmek bizim gibi tango severler için merak konusudur. Tango şairi Horacia Ferrer’in dediği gibi “tango her müzikten yararlanmış, bünyesinde eritmiş ve basamak olarak kullanmıştır”. Tango bir karışım, sentezdir1. Marta Savigliano “Tutkunun Ekonomi Politiği”1 adlı kitabında hem tango tarihini hem de farklı kökenlerin etkilerinin kanıtlarını sunmaktadır. Tango müziğinin kökenini özetleyecek olursak.
Tango ritminin ve ezgisinin farklı kökenleri vardır. Ritmi
Afrikalı ezgisi Avrupalıdır. Ezginin Avrupa kökleri iki yol izlemiştir. Bunlardan ilki, latin kökenlidir ve İspanyol contra dansından
gelip Avrupa-Montevideo-Buenos Aires yoluyla candombeyi ve Rio de Plata siyahlarının
tangosunu ortaya çıkarmıştır. Diğeri, Fransız ve İspanyol dur;
Avrupa-Küba-Montevideo-Buenos Aires yolunu izleyerek gelmiş, milonga ve tango
melodisinin yabancı kökenini oluşturmuştur. Özetle, yeni müzik ve danslar
gelişmişdir. Bunlar; habanera (Havanalı
yani Kübalı), tango andaluz (Endülüs
tangosu); tango rioplatense
(Arjantin ve Uruguay Rio de Plata bölgesinden) ve gauchoların milongası (sokağı bilen cesur erkeklerin tangosu) ile tango
de negros (siyah kölelerinin tangoları) dur. Tüm bunlar bir araya gelerek
tango Arjantini doğurmuştur. Zaman içinde Arjantin’e gelen tüm göçmenlerin ve
özellikle Turco’ların (Ortadoğu coğrafyasından) Arjantin tangosuna etkisi
yadsınamaz. Türk müziğindeki longa ve sirtoların ritmi ile Arjantin
milongalarındaki (tango ritminin hızlı
hali) ritim benzerliği (8-16-32 lik), bize bu benzerliğin göç kaynaklı olabileceğini
düşündürtmektedir. Göç ile bu topraklara giden Osmanlı pasaportlu İstanbul
ermeni ve rum bestekarlarının etkileridir. Marta Savigliano yaptığımız kişisel
yazışmalarımızda bu konunun araştırılmaya değer olduğunu belirtmiştir.
Tangonun kendine özgü bir dili vardır. Liman kenti Bs AS de farklı kökenli insanlarınn birarada yaşamasından doğan lisan lunfardo adı verilen bir dil doğurmuştur.1 Yani, Bs As argosu. Yazar Manuel Galvez, lunfardoyu şöyle tanımlıyor: İspanyolcanın büyük oranda bozularak İtalyanca, Fransızca ve yeni yaratılmış argo sözcüklerle söylenmesi. Tango sözleri 1900’lerin başında sınıf atlamak isteyen kadınların ihanetine uğrayan erkeklerin sızlanmaları, varoş mahallelere ait yaşamları konu ederken, zaman zaman müstehcen, argo, ve nüktedandır. Bir takım tekerlemeler, heceleri bozarak ters den okunan uydurulmuş sözler tangoda geçen sözlerdir. 1917 de Carlos Gardel’in halk karşısında Esmeralde tiyatrosunda söylediği ‘Kederli Gecem’ adlı tango ile bu dönem sonlandırılmıştır. Sözler, argo ve erotizmden uzaklaşarak, romantik, hüzünlü gerçek şiir olan dizelerle söylenmeye başlanmış ve ta ki dansın başladığı 1930 lara kadar sürmüştür. Gardel, trajik aşkları anlatan tango şarkıları ile tango müziğini dünyaya duyurmuştur. Türk tango tarihinin başlagıcın dada ‘Mazi kalbimde Bir Yaradır’ adlı eserin ‘O kadında unuttu beni’ diyen … sözlerinde hüzünlü ayrılık temalarını görebiliriz.
1935 ve 1950 li yılları arasında Tango; müziği, dansı, orkestral yorumu, şiirsel şarkı sözleri ile “Altın Çağ” adıyla anılan bir dönem geçirir. Bu dönemlerde ve sonrası zaman zaman Tango müziğinin dinlenirlik ve dans edilebilirlik açısından farklı formları oluşmuştur. Müzik ve dansın birbirinden ayrıldığı ve yakınlaştığı dönemler olmuştur. Günümüzde tango müziği içinde neotango denilen bir müzik türü ile geleneksel yaklaşıma alternatif bir müzik türü görülür. Tangonun müziği ‘sosyal dans’ için ‘dinlemek’ için ya da ‘konser ve gösteri’ için olsun modern ve geleneksel olsun iç içedir. Tango müziğinin üç farklı türünde dans edilir ; milonga, vals ve tango.
Savigliano’nun kitabında Max Rivera tango için “ İnsan dans eden muhammedi bir çifti seyrettiğine inana bilir” der. Oysaki bir zamanlar “bu dansın Arjanti’nin yeraltı dünyasından çıktığı ve seçkin hanımefendiler ile beyefendilerin yapmasına uygun olmadığı söylenmişti.”…, “tangonun yakışıksız pozlar takındığı, pozlar için namussuz olduğu da söylenmiştir. Tango onu yapana bağlı olarak namuslu veya namussuzdur” ve “tangonun gecekondularda doğup salonlarda zarifleştirildiği iddia edilmiştir. Tüm bunlarda bir gerçeklik payı vardır. Sonuç olarak, günümüzde tango dünyanın her yerinde yapılan seçkin popüler bir dans olmuştur.
Tangoda dans, bakışma (cabezeo) ve bakışmanın kabulü ile
pistte çiftlerin buluşması ile başlar. Kadın ile erkek arasında bir akittir.
Dansı dans için yapmaya. Ancak tango çoğunlukla tutkunun ve aşkın dansı olarak
lanse edilmektedir. Bu ifadeler medyanın ilgisini çekmek adına kullanılmaktadır
ancak sosyal dansçılar bilir ki bu aslında sadece çiftlerin meditatif olma
halinin bir yansımasıdır. O anda kişinin kendi, müzik ve partner ile bir olma
halidir. Dikkatiniz o kadar ana odaklıdır ki dış dünyadan koparsınız. Ve
genellikle yüz ifadeniz ciddileşir ve hüzünlü görünürsünüz. Dans sadece bir
araçtır. Herkesin kendini gerçekleştirdiği bir yol… yanı sıra birlikteliğin
ahengidir. Güven ve teslimiyet önemli iki konudur. Kadın (dişil) ve erkek
(eril) enerji arasında kelimeler olmaksızın yaşanan bir iletişimdir. Biri diğeri
olmadan diğerinin var olamadığı birliktelik.
Zihinden çıkarak anda ve akış da olmayı kendini tanımayı arzu edenler
için tango yapılabilecek en keyifli dans.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder